BİR BEBEK MASALI : İYİ Kİ DOĞDUN

 

Bir Bebek Masalı : "İyi ki Doğdun!"

 

Evvel zaman içindee..Kalbur saman içindee..Develer tellal, pireler berber iken.. Ben  ninemin beşiğini tıngııır mıngıır sallar iken..Ben diyim 150 yıl önce, siz diyin 3500 yıl önce, dedem desin 230 yıl sonra.. Bir zamanlar evrenin derinliklerinde özgürce gezinen bir ruh varmış.Bu güzel ruh günün birinde , masal bu ya dünyaya evet evet bizim dünyamıza gelmeye niyet etmiş.Düşünmüş taşınmış, özenmiş bezenmiş ve nihayet anne ve babasını seçmiş! Sevgiyle aşkla yoğrulmuş.Dönee döneee döneee düşmüş annesinin rahmine.Önce biraz bocalamış, tutunabilecek miymiş bu dünyaya o küçük zerrecik? Sağa sola savrulmuş.Nereye gitsin bilememiş. Tam da aynı zamanda annesi de bir garip olmuş sevinmiş, şaşırmış, alışmış, alışamamış, sağa sola savrulmuş. Derken gel zaman git zaman herkes olduğu yere, ait olduğu bedene ,kendi hikayesine bürünmüş, alışmış…Yavaşş yavaaaşş bedenin içinde beden, ruhun içinde ruh büyümeye, değişmeye, dönüşmeye başlamış. Annesinin rahmi onu güvenle kucaklayıp yuvası olmuş.Plasentası ise cici annesi! Onu öyle güzel öyle güzel beslemişler ki elbirliğiyle. Annesinin kalp ritmine güvenmese nasıl devam edebilirmiş ki yolculuğuna? Babasının sesini duymasa nasıl keyifle hazırlanabilirmiş ki kavuşmaya? Zaman hızla hızla akmaya dursun, bizimki artık mükemmel ve tam bir bedene sahipmiş. İnanmazsınız herşeyi varmış!! O kadar büyümüş ki o çok sevdiği yuvasına sığmaz olmuş. Ne garip hislermiş onlar. Bir yanı sonsuza dek olduğu yerde kalmak isterken, bir yanı heyecanla öbür dünyayı görmek için sabırsızlanıyormuş. İçerde keyfi yerindeymiş. Annesinin sesini içerden duyan tek yabancı oymuş!! Bu kadının kalp sesi, organların salınımı, sıvıların ahenkle akışı ninnisiymiş onun. Kırmızı ipekten perdesi loş ve huzurlu bir ortam sağlıyormuş ona. Kendini hiç yalnız hissetmezmiş çünkü hep sarılıp sarmalanıyormuş. Yeme içme deseniz zaten gani gani. Yorulmasına bile gerek yokmuş. Yani bir eli yağda bir eli balda desek yeriymiş. Eeeee tabi her kontratın bir sonu olduğu gibi bizim küçük ruhun da artık yuvasından ayrılma vakti gelmiş çatmış.Ahh ne zormuş bilinmezliğe yolculuk. Tam kaybolucakken bedeninin bilgeliğine güvenir akışa bırakırmış kendini. O ilk dalgayı hep hatırlamış bedeninde. "Hadi yavrum artık gitme zamanı! " der gibi usulca masaj yapan bir periymiş sanki o ilk dalga. Dalgalar gittikçe hızlanmış uzamışşş uzamııışşş "hadi bebek hadiii artık gitme zamanıııı" diye şarkılar fısıldamışlar kulaklarına. Baştaki şaşkınlık kayboluvermiş. Dalgalarla el ele tutuşmuş yavrucak. Bir dans, bir halay, bir spiral ivme ,bir çümbüş başlamış ki sormayın gitsin! Davullar çalmış!! Nehirler taşmış! Dalgaların boyu beni sizi aşmış, aşmış, aşmıııışş…Veee sonunda tünelin ucunda bir ışık görünmüş. E zaten yol belliymiş.Tek bir çıkış varmış. Mecbur ışığa doğru gidilecek. Hay aksi ! Keşke güneş gözlükleri olsaymış! Gülmeyin! Yavrucak neredeyse karanlıktan geliyormuş. Amma da aydınlık bir yermiş bu dünya! Yavru bir balık gibi yokuştan aşağı, yokuş yukarı derken kafası çıkışa dayanıvermiş bebeğin. O da ne??? Korkunç ışıklar yetmezmiş gibi kafasını  çevirip , çekmeye bir el hissetmiş başında. Çok enteresan. Annesi de değilmiş babası da değilmiş bu kişi. İlk dokunan el sonradan adının doktor olduğunu öğrendiği kişiye aitmiş. Aslında kötü biri değilmiş ama aralarında duygusal bir bağ yokmuş ne yapsın? Annesi ve babasıyla karşılaşmayı aylaardır beklerken bu sürprizden pek hoşlanmamış doğrusu. Zihninde ve bedeninde dolaşan tek bir cümle varmış. Annem nerede? Annem nerede? Annem nerede??? Kafası doktorun ellerine doğru kaydıktan sonra omuzlar, gövde, bacaklar derkeeen çıkvermiş!!

"Vay canınaaaaa!!! Doğdummmm ben!!! Geldim Anneee! Nerdesinn? Haaaaahhhhh ! Ahhhhhhh! Bu da nee???? Bu boğazımı yakan şey ne? Işıklar!!! Ahhh! Anneee! Babaa! Nerdesiniz? Bir dakika o makas ne? Ne yapıyorsunuz? Durun! Ahhhhh! Hahııı ha hıı ha hııı haaaaa!! Ahh ciğerlerimmm!!! Ahhhh cici annem! Vedalaşamadıkkk bile! Neler oluyor?? Bağımı kestiler…Çok zor burada nefes almakkk. Ahhh! Annemin sesi geliyor. Burada olmalı!! Lütfen anneme verin beni.Çok yoruldum…Hah işte orda!! Dünyanın en güzel kadını!!! Ohhhh! Kavuştuk mu annem!!! Ne güzelsin!!! Bu kucak ne kadar güvenli! Ne olur sonsuza dek burada kalayım. Ohh! Şimdi işler yoluna girmeye başladı. Bu koku, bu kalp sesi, bu sıcaklık, bu ten! Herşey tanıdık.Yaşasın! Hah işte şu yakışıklı da Babam! Sesinden tanıdım onu. Oh bee! Işıktan gözlerimi zor açıyorum ama olsun dayanırım. Nefese de alışıcam. Ne yapıp edip kalıcam bu dünyada. Kavuştum ya anneme babama daha ne olsun. Bi dakika bi dakikaaa! Yine neler oluyor? Hepi topu bir kaç dakika oldu anneme kavuşalı. Kim bu genç abla allah aşkına? Hay aksi !! Yine ayrılıyoruz! Yok ben yapamayacağım galiba. Bu nasıl bir işkence arkadaş? Heryerin  düğün salonu gibi olması yetmedi şimdide  beni annemin kollarından çekip spot ışığın altına koydular.Bir de soba gibi birşey yanıyor tepemde. Annem beni ısıtıyordu ne güzel. Aaa o çubuk ne! Yapmayıııın ne olur!! Ahhhhhh!!! Önce burnuma, sonra ağzıma, tee boğazımaaa…ahhh sokmasaydınız o boruları! Ben aksıra hapşıra çıkarırdım bişey çıkarılacaksa. Bana hiç güvenen yok! Canım çok yandı cidden. En iyisi ben ağzımı uzun süre açmayayım ki yine birşey sokmasınlar. Amma evirip çevirdiniz beni haa! Biraz zaman verseydiniz olmaz mıydı be ablam? Anneme doyamadan sütümü içemeden hooop aldınız beni aşk olsun!! Süt diye birşey var demişlerdi. O da yalan değil herhalde di mi? Doğruyu söyleyin bana. Hani dünyanın en lezzetli ,vitaminlerle dolu, ılık beyaz hayat sıvısı.. Off hayali bile ne güzel.Neredeyse acıkmaya başlıyorum. Ama işkence bitmedi, bitmedi, bitemedi…Al işte şimdi de popoma birşey sokkuyorlar. Vallahi ayıp oluyor ama. Bu karşılama hiç ama hiçç hoşuma gitmedi. Sizi böyle karşılasalar hoşunuza gider miydi?..Haa bi de söylemeyi unuttumm anneee anee diye ağlarken annem ve babam hariç herkes sevinmez mi!! Bakın ciğerleri açılıyor falan dediler. Offf elim kolum heryerime bir dokundular, buzz gibi bir steteskop dayadılar gövdeme  dondumm. Finalde de paket gibi sarıldım bir örtüye nihayet anneme doğru gidiş. Ama benim hiç keyfim yok. Yorulmuşum bir kere. Ağzım, boğazım, popoom..Ama o sıcak kucakk, ohhh o koku ne tatlı!! Kalbim sakinleşiyor, güvenli alandayım şükür. Lütfen ayırmayın bizi artık şuracıkta uyusamm…Gözlerim kapanıyor. Annem babam bana bakıp gülüyor, hoşgeldin diyorlar! Başka kimse bana hoş geldin demedi ne tuhaf! Son gücümle gözlerimi aralayıp gülümsüyorum kalbimden canım aileme. Tam uyuyacağım o da ne!!! Yooo hayır olamazzz! Birisi kafamdan iterek ağzımın içine o kahverengi uçlu süt deposunu, o yumuşak memeyi sokuşturuyor. Ayy hiç böyle tahmin etmemiştim. Miss gibi kokuyor, acıkıyorum ufaktan ama niye zorluyorsunuz be kardeşim? Azıcık keyif yapacaktım şurada. Kendim bulamaz mıyım, alamaz mıyım memeyi ? Ne yani yapamaz myım ? Yine bana güvenmiyorsunuz anlaşılan. Anneme de güvenmiyorsunuz gördüğüm kadarıyla. Kadın sakat mı ayol? Niye kendisi tutmuyor ki? Offf çokkk sıkıldım şu kalabalıktan. Keşke başbaşa kalabilseydik üçümüz…Açmıycam işte ağzımı.Ben de size güvenmiyorum. Ya yine sokarsanız ağzıma o çubukları? Heyyyy heyyy bir dakika! Yooo yooo olamaz yine miii? Aaaa bu sefer cidden başka bir yere götürüyorlar beni. Pes!! Annemin gözündeki yaşları görmez olaydım. Bastım çığlığıı.Babam peşimizden geliyor sanki. Yetişmeye çalışıyor. Bu nedir anlamadım nereye götürüyorsunuz beniiiii?? Anneeeeee!!! Offf.. Kapıda "Bebek Odası" yazan bir yere girdik. Babam yakınlarda bir yerde hissediyorum ama yeterince yakın değil malesef.Yine ışıkların altındayım. Bu ne bitmez bir çileymiş..Yine bir abla beni evire çevire sildi. Hiç bu kadar pis hissetmemiştim ben daha önce. Nereden geldim ki sanki? Sizin dünyanız daha pisss! diye haykırmak istedim. Haykırdım! Çığlık çığlığa ağladım anlamadılar. Tarttılar, ölçtüler, iğneler batırdılar pamuk tenime..giydirdiler..Canım babam hep konuştu benimle. Sesi kulağımda. Ama artık yetmişti. Yine de bitmemişti. Haaahhhhh diye iç çektim. Yorgunluktan sesim kısıldı. Son numara da oksijene bağlamak oldu. Neymiş efendim nefesim düzenlensinmiş..Ne düzeni, nefesim kalmadı. Gerçekten geri dönmek istedim. Ne biçim bir yerdi burası. Canım anneme babama rağmen, hayat çok zordu… En son hatırladığım artık açlıktan istem dışı ağzımı açıp aranmam ve ilk bağlanmamı o plastik boru ile gerçekleştirmemdi. Evet meme yerine oksijen maskesinin borusunu emmeye başlamıştım. Sonra gözlerim kapandı. Bir daha uyanmak istemediğim bir uykuya dalmak için dua ettim tüm yıldızlara. O sırada evet tammmm o sırada bir sıçradım bir sıçradımmm kiii annemin panik halindeki sesini duydum uzaktan. Nee!! Ayyy !! Bir dakikaaa! İçerde miyim hala ben?? Yaşasııııınnnn hepsi kabusmuş!!!!! Ohhhh inanamıyorummmm. Tabiii yaaa gerçek olamazdı zaten!!  Ahhh nasıl rahatladım yaa. Annne korkmaa! Güzel annem! Çokkk feci bir kabustan uyandım ondan sıçradım !  Benden mutlusu yok şu an. Ay uykuda yorulmuşum resmen yaa. Yatıp uyuyayım da dinlenerek hazırlanayım büyük güne. Belli mi olur bakarsın ev sahibi çık der yarın öbür gün. Tadını çıkarayım şu mis gibi yuvamın.Hmmmm…""

Eveet..günler günleri, aylar ayları kovalamış. Aydede gökyüzünde yusyuvarlak tostoparlak olduğunda bu sefer gerçekten gümbür gümbür başlamış bizim doğum. Dalgalar dalgalara, nefesler nefeslere karışmış. Bebek tepeden aşağı usulcaaa kaymışşş. Şıııışşşşş sessiz olun demiş annesi. Pek de kimse yokmuş doğrusu. Etraf neredeyse karanlık, aslında loşmuş. Annesi  babası, bir iki de silüet varmış  odada kimdir bilinmez. O minik kafası doğarken dünyaya annesinin sıcak elini hissetmiş kafasında, o güzel sesi duymuş uzaktan. O sıcaklığa , o sese, havaya akmış ılık ılık. Annesi itinayla almış o kaygan bedeni ellerinin arasına, koyuvermiş kucağına. Gözyaşları kahkahalarla karışmış ama kimse bu eşsiz ana karışmamış, dokunmamış. Anne, baba, bebek , hayat, nefes kavuşmuş birbirine. Göz göze bakmışlar, tanışmışlar, koklaşmışlar. Nekadar sıcak ve güvenli bir yermiş burası. "İyi ki doğmuşum" demiş bebek. Herşeyi ama herşeyi ertelemişler. Daha önemli ne olabilirmiş ki bu kavuşma anından? Hayata kendi zamanında, güvenle ve nezaketle başlamak ne güzelmiş. Ohh! Ne zaman hazır hissettiyse o zaman ne yapmış etmiş, emeklemiş, sürünmüş, memeyi bulmuş! Evet tamamen kendi çabasıyla! Bir yapışmış ki memeye sanırsın ki bir daha bırakmayacak. Damla damla hayatı içmiş annesinin göğsünden. Ne çok seviyormuş annesiyle babası onu. Daha ilk günden anlamış bunu. Öyle güzel karşılamışlar ki onu, asla asla unutmayacakmış bu günü. İlk doğum günü! En önemli en özel doğum günü! İyi ki doğdun bebek! Mutlu sona ulaştığımıza göre, masalımız da burda bitmiiiişş. Gökten üç elma düşmüş. Biri bu masalı dinleyenlerin başına , biri bebeklere destek olup onları layıkıyla karşılayanların kalbine , biri de gökteki bir yıldıza…

 

Uyduran: Sima İbrahimiye Ölçer

Nisan 2016

 

0212 240 5935 - 0531 258 5198 (10.00 -18.00)

Valikonağı Cad. Sezai Selek Sok. Nevide Apt. No:22/4 Nişantaşı / İstanbul

İLETİŞİM FORMU

FacebookTwitterInstagram
© 2013-2017 İstanbul Doğum Akademisi Tüm Hakları Saklıdır.
Ceviz Bilişim