MAKAT DOĞUM HİKAYESİ

 

 

 Adı Zeynep. Önce eşi ile birlikte tanışmaya geldiler. Bu durum benim için yeni değil. Genellikle önce benimle tanışmak, yaptıklarımı öğrenmek sonra muayeneye gelmek istiyorlar. Bunu bu samimiyetle yapabildikleri başka bir doktor sanırım yok. Tüm aileler önce doktora gidiyor, muayene oluyor, sonra devam edip etmemeye karar veriyorlar.

Çok sakin, mantıklı, ne yaptığını bilen bir çiftti. Bu durum elbette işimi çok kolaylaştırıyor.

Haziran ayında doğuma hazırlık kursumuza katıldılar. Zaten benimle doğum planlayan çiftler kurslara katılmak zorundalar. Bu sayede doğumda aynı dili konuşabiliyoruz. Kursa sırasında da her şeyi kolaylıkla alıyorlar ve uyumla dans ediyorlardı. Tek bir sorun vardı, her muayenede bebek ters duruyordu.

Kurstan sonra Zeynep suda doğum yapmaya karar verdi. Bu imkanı ona sunabilecek her türlü ekipmanımın olduğunu ancak birçok hastanenin buna izin vermediğini söyledim. Benim de yönlendirmelerimle 2 hastane yönetimine dilekçe verdi, hatta giderek konuştu. Bir tanesi durumu hemen kabul etti ve suda doğum için her şeye izin vereceklerini söyledi. Yani havuzumuzu gidip kurabilecektik. Hatta suyu doldurmak ve boşaltmak için gerekli malzemeleri de hazırladılar. Bu sayede Zeynep birçok anneye suda doğum imkanını da açmış oldu.

Kurs Zeynep’e yetmedi. HypnoBirthing kursunu açmam için beni teşvik edince kursu açtık ve eşiyle birlikte HypnoBirthing çalışmalarına başladılar.

Doğumuna daha 4.5 hafta vardı. Bugün yani Pazartesi akşamı hem muayene, hem Hypnobirting son dersi hem de makat duruşu döndürme için egzersizler yapmak üzere buluşacaktık. Hatta Pazar günü saat 17 gibi telefonla konuşarak teyid ettik.

Saat 21:30 da telefonumum çaldı. Arayan Zeynep’ti. Önce eşini aramak istemiş ama yanlışlıkla beni aramış. Heyecanlıydı. Panik değildi. Sadece yaşadıklarına inanamıyordu.

Zeynep’in suyu gelmişti. Eşi o sırada arabayı park ediyordu henüz bundan haberi yoktu. Sakin olmasını söyledim. Kasılma hissetmiyordu. Normalde eve ebemizi yollarım ve durumu öyle öğrenirim ve çoğunlukla da en az 12-24 saati evde geçirtirim. Ama bu sefer durum farklıydı. Hem bebek makat gelişti hem de henüz doğum gününü bile doldurmamıştı. Ayrıca Zeynep biraz tedirgindi. Hastaneye gelmelerini söyledim.

22:30’da hastanede buluştuk. Daha önce verdiğim talimatlar gereği bebeğe NST yapıldı ve kalp atışlarının iyi olduğu tespit edildi. Ayrıca kasılmaları da başlamıştı. USG yaptım. Bebek hala tersti. Ama neyse ki tam poposu ile gelmeye karar vermişti.

Muayene yaptım. Sonuca ben bile şaşırdım. Zeynep hiçbir ağrı hissetmeden 4 cm açıklık ve tam silinme ile doğuma çok hazırdı. Ama bebek poposuyla geliyordu.

İşte size yine zor bir karar anı. Bu bebek nasıl doğacak. Doğurtulacak demiyorum çünkü doğurttuğumuza inanmıyorum. Bebekler kendi hikayelerini yaratıyorlar.

Aile ile artı ve eksileri yeniden gözden geçirdik. Çevrelerindeki tüm ters bebekler daha doğum başlamadan sezaryen oluyordu. Bu yüzden doğum anının ufak da olsa riski onu korkutuyordu. En büyük şansımız çok mantıklı olmaları idi. Birçok soru sordular sabırla cevapladım. Yorum yapmamaya çalıştım. Kararlarını etkilemek istemedim. Ama içten içe “lütfen normal doğum kararı verin, çok kolay olacak.” diyordum. Bu sırada çocuk doktoru ve anestezi doktoru ile konuştum. Nede olsa 35 hafta 3 günlüktü ve doğum sonrası solunum sıkıntısı yaşama ihtimali vardı. Her ikisi de destek konusunda çok yardımcı oldular. Beni rahatlattılar.

Zor bekleyiş

Sıra beklemeye geldi. Doğum mu sezaryen mi? Aşağıda ameliyat ekibi, dışarıdan gelecek prematüre yenidoğan uzmanı, ebeler…Herkes ailenin kararını bekliyordu.

İşte o anlarda Neşe Karabekir’i çok aradım. Birlikte çalıştığımız hamile ve doğum psikoloğumuz. Son 5 doğuma birlikte girdik. Bu tür anlarda kurtarıcımız oldu ve onunla birlikte doğumun rahatlığına bir doktor olarak çok alıştım. Ama ne yazık ki gelemezdi. Çünkü gebelere daha iyi hizmet adına Prag’da yapılan çok güzel bir eğitime katılmıştı. Ama yine beni yalnız bırakmadı. Oradan doğuma katılmaya başladı. Aileyi kurslardan ve çalışmalardan biliyordu. Derhal ihtiyaçlarını bana sıraladı. Anne ve babada dikkat edeceklerimi mesajla yazdı. Ve son cümlesi şuydu; “ lütfen doğum olsun, tüm çalışmalar ve bulgular burayı gösteriyor. Bu doğum hem anneye, hem babaya hem de bebeğe çok iyi gelecek.”

Saat 23:30 artık karar zamanıydı. Bu arada Zeynep’in kasılmaları sıklaştı. Artık nefes çalışmaları yapıyor, eşine sarılıyor, eşi ona masajlar yapıyordu. Kurslarda öğrendiklerini aynen uyguluyordu. Aktif doğum dönemine girmişti ama bedeni çok iyi çalışıyordu. Ağrı hissetmiyordu.

Son konuşmamızda onlara hangi kararı alırlarsa alsınlar bunun güzel bir doğum olacağını söyledim. Sezaryen kararının başarısızlık olmadığını anlattım. Amacım “keşke” siz bir doğum hikayesi ile ayrılmalarıydı. Çünkü sezaryen kararı alırsa doğum yapmamanın pişmanlığını hep içinde bir yerlerde hissedeceğini Zeynep’te söylüyordu. Bu pişmanlığın olmaması için onları zorlamadım ve karar için yeterince süre verdim. (Biraz da bilerek yaptığımı itiraf edeyim, bebeğe güveniyordum, birlikte çalışacaktık) Ama uzun zamandır ilk defa taraf oldum. Onlara oyumun normal doğumdan yana olduğunu söyledim. Bebek daha geldiği ilk andan itibaren çok iyiydi. İçimde doğumla ilgili en ufak bir şüphe yoktu. Bence doğmak istiyordu ve kendi hikayesini yaratıyordu. “ İzin ver doğsun Zeynep” dedim. Ve son karar için onları yalnız bıraktım.

Sezaryen kararı alındı

Yaklaşık 10 dakika sonra eşi kapıda belirdi ve karar verdiklerini söyledi. Yüzünde güzel bir ifade vardı. Pişmanlık duygusu yoktu. İçeri girdim. Zeynep aslında doğumu çok istediğini ancak doğum anında meydana gelebilecek sorunları kafasında çok büyüttüğünü, doğum anına kadar bu stresi kaldıramayacağını, bu yüzden sezaryene karar verdiklerini söyledi. Açıkçası içimden üzülmekle birlikte onlara yansıtmadım. Kararlarını desteklemek artık en büyük görevimdi. Yargılama görevim yoktu.

Dışarı çıkarak tüm ekiplere sezaryen kararı aldığımız bildirdim ve rutin hazırlıklar başladı. Bu sırada hemşire bankosunda beklerken ebeler yüksek sesle konuştuğumu fark ettiler. “Belki ameliyat masasında doğum yapar.” diyormuşum. Hala umutluydum demek ki…

 

Bir anlık bir karar herşeyi değişitrdi

Biraz sonra içeri girdiğimde ameliyat önlülüğü giyilmişti. Ebe serum takmak için hazırlıklarını tamamlamıştı. O sırada Zeynep’in güzel bir kasılması geldi, eşine sarıldı, nefesler aldı. Ama bu kasılma biraz farklıydı. Geçiş döneminin panik kasılmalarına benziyordu. Bir şey hissettim. Sanki bebek beni çağırıyordu.

Refleks olarak “Zeynep, gitmeden son bir kez muayene edelim.” Dedim. Zeynep sanki bunu bekliyormuş gibi hemen kabul etti ve yatağa uzandı.

Muayene sırasında bir an güldüğümü fark ettim. Bebekle mi selamlaştık, yoksa muayene bulgusu mu beni sevindirdi bilemiyorum ama yüzümdeki o gülme ifadesini hatırlıyorum. Meraklı gözleri üzerimde hissediyordum. Aile bir an önce cevap bekliyordu. Onlara döndüm ve dedim ki; “Zeynep, 9 cm olmuş ve çok güzel ilerledi. Bu bebek doğmak istiyor, gel bu doğumu ona hediye edelim.” Zeynep saki bunu hep bekliyormuş gibi kararlılıkla “Tamam.” Dedi.

İşte o anda odanın havası değişti, teslimiyet gitti. İstemeden üzerimize yapışan hüzün gitti. Bir sevinç geldi. Ameliyat iptal edildi. Derhal Serpil Ebe’yi aradım; “Hemen gel sana ihtiyacımız var.” dedim. Ebesiz doğumlara girmiyorum artık. O olmadan doğum yarım kalıyor.

Aileyi yarı loş odada yalnız bırakarak dışarı çıktım. Babamız doğum yardımcılığı konusunda çok iyiydi. Gerektiği kadar konuşuyor, yorum yapmıyor, dokunuyor, masajlar yapıyordu. Zeynep doğumdan sonra şöyle dedi; “Eşim olmasa yapamayabilirdim.” Bu duygu doğuma birlikte giren tüm ailelerde oluyor. Babalar bu yazıyı okurken korkmasınlar. Kurs sonrasında tüm babalar bu duruma geliyorlar. Çünkü bu teknikle değil, bilgi ve sevgiyle alakalı bir yardımcılık. Bu orada olmak, elini tutmak, yapabilirsin demek, sorumluluğu paylaşmak, destek olmak. Eşini seven, severek çocuk yapan her erkek orada bu yoldaşlık görevini başarıyla yapabilir ve zaten yapıyorlarda.

Ancak az sonra babamız geldi ve beni yanına istedi. Haklıydı, artık geçiş dönemine girilmişti, hem kasılmalar zorluyor, hem de farklı hisler uyandırıyordu. Bebek saki çıkacak gibi hissettiriyordu. Oda istediğimiz gibi loş ve sessizdi. İçeri kimse girip çıkmıyordu. Yabancıyı bırakın, aile üyelerinden bile kimse yoktu. Bu ailenin tercihiydi.

Artık ebelik görevim başlamıştı. Kalp atışlarını dinledim. Yanına oturdum, elini omzuna koydum ve ihtiyacı olan cümleyi söyledim;”Güvendesin, her şey yolunda ve bebeğin sağlıklı.” Bu cümle bebeğini koruyan ve kollayan bir anneye yetiyor. Orada bir kez daha ebelik sanatının ne kadar farklı olduğunu keşfettim. Ne kadar sabır istediğini, ne kadar anne şefkati gerektirdiğini.

İşte kapı açılınca Serpil Ebe tüm bu yazdıklarını giyinmişçesine enerjik, parlayan yüzüyle odaya girdi. Zaten tanışıyorlardı. Derhal çantasını çıkardı, yağlar, masaj kremleri, homeopatik remediler. Sadece bakıştık, gözleri ile “gerisini ben hallederim” dedi. Artık odada ben fazlaydım, çıkma zamanım gelmişti.

Dışarısı da kolay değildi. Bir karar almıştım ve sorumluluğu ağırdı. Evet, riske attığımı düşünmüyordum. Yılların tecrübesi ile aldım kararı. Doğum sanatı matematik gibi değil. Hisler ve tecrübeler çok önemli. Bu doğumda hissim bebeğin sağlıklı doğacağı ve anne göğsü ile buluşacağı yönündeydi. Ama hem makat doğum, hem de 35 hafta 3 günlük bebek olması beni de tedirgin etmiyor değildi. Bazen her şey iyi gider ama zaten olabilecek bir terslik başınıza gelir. Yani sezaryen yapsanız da olacaktır. Ama bu durumda doktor ve aldığı karar yargılanır. İşte dışarıda bu duygularla geçmek bilmeyen heyecanlı saatler başladı.

O sırada konu Anne Dostu Hastane kavramlarından açıldı. Bir gün sonra da Sağlık Bakanlığı’nın bu Anne Dostu Hastane Komisyonu’na katılmak üzere Ankara’ya gidecektim. Ebemiz hastanelerinin de bu sertifikayı almak için çalıştığını söyleyince dayanamayıp sordum;”İçerde camekanlı bir odada uyuyan, arar ara ağlayan 4 bebek var. Neden annelerinin yanında değiller?” Sorumu hemen anladı, biraz buruk bir şekilde cevap verdi;”Onların anneleri biraz dinlenmek için bebeklerinin alınmalarını talep ediyorlar, biz de alıyoruz.” dedi. Sonradan öğrendik ki hepsi planlı sezaryendi ve doğumda annelerin tercih ettikleri aynı felsefe doğum sonrasında da devam ediyordu.

İçerdeyse güzel heyecanlı bir çalışma vardı. Serpil Ebe artık Zeynep’i pek rahat bırakmıyordu. Sık sık pozisyonlar değiştirtiyor, değişik yağlarla masajlar yapıyor, nazik sesiyle bebeğine odaklanmasını ve onunla bağ kurmasını sağlıyordu. 1 saat geçtiğinde hafif ıkınma hisleri gelmeye başladı. Ama ülkemizde alıştığımız o patlarcasına ıkınma sahneleri bizim doğumlarda artık olmuyor. HypnoBirthing’in ıkınma nefesi adı altında çok yumuşak bir nefes tarzı var. Serpil Zeynep’i bu nefesi uygulama konusunda destek veriyordu. Böylece bebek daha yumuşak ve sakin bir geçişle zorlanmadan, kalp atışları bozulmadan gelecekti.

Bir ara Zeynep duşa girmek istedi. Bu durum çok metaforik bir an yarattı. Çünkü Zeynep suda doğum istemiş, tüm hazırlıklarını buna göre yapmıştı. Elbette izin verdik. Duşun rahatlatıcı etkisini neden kullanmasın ki. Böylece su ile olan bağlantı da tamamlanmış oldu.

Doğum kararını aldığımız andan bu yana yaklaşık 2 saat geçmişti ve artık Zeynep bebeğin geldiğini hissediyordu. Doğumun yapılacağı başka bir odaya geçtik. Burasını daha önceden özellikle ısıttırdım. Çünkü soğuk doğumu durdurabiliyor. Işıkları da azalttık ki annenin içsel çalışmasını engellemesin, yine içinde derinlerde doğuma odaklanabilsin. Oysa günümüzde maalesef birçok doğum parlak ışıklar altında ve gürültülü, kalabalık bir ortamda yapılıyor.

Odaya birdenbir 4 kişi birden geldi. Kapılar açılıp kapanmaya başladı. 2 ebe, 1 çocuk hemşiresi, 1 personel…görevlerini yapıyorlardı. Sevgi dolulardı. Ama anneyi ne kadar rahatsız ettiklerini bilmiyorlardı. Hepsine elimle işaret ettim ve hep beraber oradan çıkarak yan odaya geçtik. Hem anneyi sessizlik ve mahremiyetine bırakmıştık, hem de ben içerde onlara neden böyle yaptığımızın eğitimini veriyordum.

Serpil Ebe içerde de anne ile uyumlu çalışarak değişik pozisyonlar yaptırdı. Baba çok güzel yardımcı oluyordu. Birçok pozisyonda annenin tüm ağırlığını taşıyordu. Zeynep çömelerek bebeğini ilerletmeyi tercih ediyordu.

Ve sonunda Zeynep kararlılıkla “Geldi” dedi. Doğumun tüm aşamalarını tüm farkındalığı ile yaşıyordu. Yavaşça geri döndürüp yatağa yatırdık. Makat geliş nedeni ile müdahalem gerekebilirdi. Hafifçe ıkınarak yavaşça bebeğini ilerletti. Bebeğin önce poposu sonra ayakları geldi. Kolların rahat gelebilmesi için birkaç manevra yaptım. Ve sonra bizi en çok korkutan başı kolaylıkla doğdu. Doğar doğmaz ağlaması odayı inletti. Tüm ebeler, hemşireler anın tadını çıkarıyorlardı. Panik yoktu, gürültü yoktu, parlak ışıklar yoktu.

Bebeği derhal o haliyle Zeynep’e uzatmak istedim ama gerek kalmadı. Zeynep çoktan uzanıp bebeği almaya başlamıştı bile. Sanki yılların tecrübeli bir annesiymişçesine tüm sevgisiyle bebeğine satıldı. Baba da tüm olaya şahit olmuş, “İnanmıyorum” söyleri ile ve aynı sevgi ile  her ikisine de sarılmıştı.

Yine her zaman yaptığımız gibi bir adım geri çekildik ve onların bu anı yaşamasına izin verdik. Panik yapılacak hiçbir şey yoktu. 

O anda tek çekincem erken bir doğum olması nedeni ile bebeğin biraz bakıma ihtiyacı olmasıydı. Arkamda duran çocuk doktoru ile göz göze geldik. O da güven ve sakinlikle anın tadını çıkarıyordu. Uzun zamandır bu kadar sakin bir çocuk doktoru görmemiştim. Genellikle hemen bebeği almak ve kontrol etmek isterler. Yanına gittim.” İstiyor musun bebeği ?”  diye sorunca, “Buradan bile ne kadar sağlıklı olduğu gözüküyor, gerek yok birazdan bakarım” dedi. Bu sayede anne-bebek buluşmasına saygılı bir çocuk doktoru ile ekip tamamlanmıştı. Birbirimizi tanımasak da aynı felsefe ile anne ve bebeğe hizmet ediyorduk.

Böylece Zeynep 38 yaşında, diğer birçok anne planlı sezaryenle doğum yaparken ilk bebeğine doğal doğumla kavuştu. Hem de bebek ters olduğu halde, hem de hiçbir özgürlüğü kısıtlanmadan, hem de hiçbir ilaç almadan, hem de hiçbir kesi yapılmadan, hem de yırtık olmadan, hem de hiçbir sorun yaşanmadan.

Burada başrolde kim derseniz benim oyum kesinlikle bebekten yana…Bebek başroldeydi. Her şeye o karar verdi. Hiçbir şey tesadüf olamazdı. Bebek doğmak istiyordu ve ne yaptı etti doğdu. Önce beni ikna etti.(en kolayı buydu) sonra anne ve babasını ikna etti.(burada biraz çalışmak zorunda kaldı) Sonra da kendi yarattığı hikayesinin tadını çıkardı. Ödülü annenin güzel ve sevgi dolu göğsüyle buluşmak, hayata merhaba derken hep güven mesajları almaktı. Belki de bu doğum şekli onun hayata bakışını belirleyecekti. Ertesi gün öğlen ziyarete gittiğimde de hala annesini göğsündeydi. Zeynep’te yorgunluktan eser yoktu. Bebeğini hiç kimseye vermemişti. Bebeğinin yeri camların arkasındaki odalar değil, kendi odası ve kendi göğsüydü.

Kendi hikayesini yaratan bebeğin öyküsünü okudunuz. Ama hikaye daha bitmedi. Doğumdan bir önceki HypnoBirthing kursuna ben acil bir doğumumdan dolayı katılamadım. Yerimi hemen Neşe Karabekir devraldı. Onlara kursta değişik içsel çalışmalar yaptırırken bir de hikaye yazdırdı. Her üyenin birbiri ardına yazdığı, bir hamilenin hikayesi…

Zeynep kendi sırası geldiğinde şunları yazmıştı;

“Hayalindeki gibi olması için konuşmuş, elinden geleni yapmış, ama hala bakalım yolda ne sürprizler çıkacak diye merak eder dururmuş”

Ve baba aynı hikayeye şöyle devam etmiş;

“Demiş ki annem beni doğurdu, onun annesi de onu doğurdu, onlar kendi yollarında yaptı ben de kendi yolumda yapmak istiyorum.”

 Hissettiğiniz duygulara ve sarf ettiğiniz kelimelere çok dikkat edin. Bir gün hepsi gerçek oluyor. Özellikle hamileyken.

 Dr.Hakan Çoker

11.10.2011-İstanbul

0212 240 5935 - 0531 258 5198 (10.00 -18.00)

Valikonağı Cad. Sezai Selek Sok. Nevide Apt. No:22/4 Nişantaşı / İstanbul

İLETİŞİM FORMU

FacebookTwitterInstagram
© 2013-2017 İstanbul Doğum Akademisi Tüm Hakları Saklıdır.
Ceviz Bilişim