SUYUN DOĞUMDAKİ ETKİSİ-Çoker,H.

4 ay önce Midwifery Today Uluslararası konferansına katılmıştık. Konferans geleneksel ebelik sanatının paylaşılması, desteklenmesi ve yayılması üzerine kurulu müthiş bir enerji içinde geçti. En ilginç kişilerden biri bendim. Çünkü katılımcı olarak gelen tek kadın doğum uzmanı ve erkek olarak 400 kadının arasında hayli merak uyandırdım.

Konferans Almanya’da Bad Wildbad denilen bir kaplıca bölgesinde yapılıyordu. Konferansın yorgunluğunu akşamları termal sularda atılıyordu. Konferans sırasında bir akşam büyük havuzda doğumla ilgili egzersiz, gevşeme ve ritüellerin gösterileceği bir çalışma duyurusu vardı. Neşe ve ben bunu kaçıramayız dedik ve soluğu o akşam havuzda aldık.

Büyük havuzun olduğu salona girdiğimde beni büyük bir sürpriz bekliyordu. Tek erkek elbette gene bendim. Yaklaşık 60 her yaştan kadın, hepsi ebe veya doula…Neyse ki herkes  beni artık tanıdığı için kimse sorun yapmadı…Bir kişi hariç…Eğitimi veren İsrail’li bayan daha o gün gelmişti ve beni tanımıyordu.

Önce büyük bir halka yapıldı suyun içinde. Herkes sırt üstü yatarak birbirine bağlandı. Büyük ve tek bir halka halinde yüzerken müzikler ve olumlamalarla meditasyon yapıldı. Eğitimci ilk olarak beni bu bağlantılara yardım ederken gördü ve şaşkınlığını gizleyemedi. Ertesi gün bu olayı gülerek konuşurken, kapalı bir grup zannettiğini, benden haberi olmadığını ve beni havuzda çalışan personel veya müşterilerden bir sandığını söyledi. Ama o gün ben onun şaşkınlığına rağmen eğitime devam ettim. İyi ki de etmişim.

Daha sonra herkes ayağa kalktı el ele tutuştu ve yine halka oldu. Ortaya 2 kişi davet edilince ben hemen atladım. Alkışlar ve kahkahalarla ortada duracak 2 kişiden biri oldum. Çünkü ortaya davet edilen kişinin hamile olması tercih ediliyordu. Bizi hani havuzlarda olan “makarna” dediğimiz süngerlerle desteklediler. Böylece hareket etmeden suyun üstünde yüzebiliyorduk. Tek bir şart vardı. Kulaklarımız suyun içinde olacaktı.

Biz ortadayken el ele tutuşmuş büyük halka bir tarafa doğru yürümeye başladı. Bu yürüyüş bir çeşit girdap etkisi yaratıyordu ve ortada 2 kişi suyun hareketi ile özgürce dolaşıyordu. Grup bir yandan da çalınan müziğe eşlik ederek şarkı söylüyordu. Arada kahkahalar yükseliyordu. Eğlendikleri çok açıktı.

Ben de bu durumda çok eğlenebilirdim elbette. 60 ebenin ortasında bir doktor olarak zaten ilginç bir durumdaydım. Ama o anda başka bir şey oldu. Kulaklarım suyun içinde olduğu için ve suyun mu, meditasyonun mu etkisinden bilinmez birden bire kendimi anne karnındaki suyun içinde hissettim. Şaşkınlığımı attıktan sonra hala çalışan bilincimin yardımı ile durumu anlamaya çalıştım. Suyun içinde özgürce bir o yana, bir bu yana giderken müthiş bir huzur kapladı içimi. Beden hatırlar derler…Hem anne karnı  hem doğum hem de ilk yaşlardi kayıtlarımızın hepsi duruyor içerde bir yerlerde. Uygun ortamlarda açığa çıkıyor ve birçok davranışınızın temelini oluşturuyor. Sebepsiz yere birini seviyor, diğerinden kaçmak istiyorsunuz. Sebepsiz yere bir kelime veya fiziksel harekete çok kızıyorsunuz…Hepsi derindeki izlerden geliyor. Bu izlerin doğuma ait olanlarını açığa çıkarmak için birçok teknik kullanılıyor. Meditasyon, hipnoz, psikodrama, nefes ve diğerleri…Bu çalışmalara “yeniden doğum” deniyor.

İşte hiç beklemediğim bir anda böyle bir duygunun içinde buldum kendimi. Birdenbire bebeklerin içerde nasıl hissettiklerini anladım ya da HATIRLADIM.  Hangisi ben de bilmiyorum şu anda ama yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak istedim.

Kulakları suyun içindeydi. Evet dışarıdan sesler duyuyordum ama o kadar uzaktan geliyorlardı ki anlamıyordum. Duymak için çok daha fazla odaklanıyordum. Duymuyordum belki ama her sesin içindeki duyguyu, enerjiyi hissediyordum. Kelimeleri duymaya veya bilmeye ihtiyacım yoktu. Bazen mutlu gülme sesleri, bazen ciddi bir konuşma, bazen bir soru enerjisi, bazen de bir merak enerjisini hissediyordum. Algılarım normal hayattakinden daha fazla açılmıştı. Bir ara kulaklarımı sudan çıkardım. Çünkü beynim bana oyun oynuyordu. Düşünen beynim havuzun neresinde olduğumu, onların ne yaptığını ve ne konuştuğunu bilmek istiyordu. Kulaklarım suyun dışına çıktığında ise o büyü bozuluyordu. Bilinç düzeyi daha sıkıcıydı. Korteksin yani düşünen beynin çalışması derinleşmeyi ve içe dönmeyi engelliyordu. Tıpkı doğumda olduğu gibi…İdeal bir doğum ortamında düşünen beyni susturmanız gerekir. Aksi takdirde asıl görevini yapması gereken ilkel beyin ve hormonları engellenmiş olur.

Bu basit egzersizden büyük bir bilgi ile ayrılmıştım. “Bebekler içerde nasıl hissederler ?”  Bu bilgi hamilelere yaklaşımımda ve onlara rehberliğimde çok yararlı bir şey oldu.

  1. Bebekler tam duyamıyorlardı yani biraz daha yüksek bir ses gerekliydi.
  2. Bebekler anlamasa da tüm duyguları bir sünger gibi emiyorlardı.

Evet, sizi duyabiliyorum. Büyük bir keşif değil ve bu bilgiler kitaplarda var. Biliyorum. Ama yaşamak ve yaşadıktan sonra aktarmak farklıydı.

Bunları aylardır yazmak aklımdayken ve buna zaman bulamamışken bugün faklı bir şey daha oldu. Yine su ile ilgili…

Küveti doldurmuş banyo keyfi yapıyor bir yandan da kitap okuyordum. Kitap da ilginçti. “Sevginin bilimselleştirilmesi” Michel Odent’in son kitaplarından bir tanesi. Okuduğum bölüm yaratıcık gerektiren her konuda sağ beynin aktif olduğu konusuydu. Bunun için korteks, yani düşünen beynin susturulması gerekiyordu. Yani sanatla uğraşan herkeste bu yetenek kendiliğinden vardı. Bir de doğum yapan annelerde. Bu yüzden doğumda korteksin yavaşlatılması, sağ beyin fonksiyonlarının desteklenmesi en önemli koşullardan biri. Bunun için dil, ışık ve gürültünün doğum ortamlarından çıkarılması gerekiyor. Bu sayede anne tüm memelilerde ortak olan ilkel beynin ve hormonların hakimiyetine girerek başka bir boyuta atlama şansını yakalayabiliyor. Doğumların rahat, ektazik hatta bazılarında orgazmik tarif edilmesinin sırrı burada. Sır bırakmada, teslim olmada, bir olmada gizli…

Neyse, kitabı bıraktım ve başımı suya bırakarak kulaklarımın yine suyun içinde olmasını sağladım. O anda ilginç bir şey daha oldu. Aşağı komşunun tüm sesleri olanca netliği ile kulağıma geliyordu. O kadar netti ki önce inanamadım. Açıklaması elbette çok basit. Su sesin iletimini kolaylaştırıyordu.

Ama burada ilginç olan ses dışarıdan gelirse duyulması zorlaşıyor, ama içerden yani komşu dokulardan veya maddelerden gelirse tam tersine artıyordu.

İşte o anda, daha önceden bilmeme rağmen bu teori düşünen beynimde anlam kazanmıştı. Evet, bebek dış sesleri zor duyuyor, hatta anlamıyordu. Bu seslerin ona ulaşması için yüksek bir frekansa ihtiyaç vardı. Ama durum annesinin sesi olunca çok farklıydı. Bebek annenin titreşimlerini daha da artmış olarak duyuyordu. Bunlar arasında kalp atışları, bağırsak hareketleri ve annenin konuşmaları sayılabilirdi. Su anne ve bebeğin arasındaki bağı kuvvetlendiriyordu. Annenin çok yüksek sesle konuşmasına gerek yoktu. Hatta belki de yüksek sesler bebeği rahatsız bile edebilirdi. Bu sayede anne nasıl konuşursa konuşsun bebek bu sese alışıyor ve benimsiyordu. Zaten yapılan birçok deneyde bebeklerin doğar doğmaz tanıdık bu seslere doğru döndükleri kanıtlanmış durumda.

Gördüğünüz gibi yaşadığım her deneyimi doğum anına götürmek gibi bir alışkanlığım oldu. Bu bir saplantı mı yoksa gerçektende bugünkü davranışlarımızın hatta hastalıklarımızın temelleri hamilelik, doğum ve sonrasındaki kritik zamanlarda mı atıldı? Son çalışmaların birçoğu ikinci teoriyi güçlendiriyor. İşte bu yüzden hamilelik ve doğuma yapılacak her yatırım aslında geleceğimize bir yatırımdır.

Sağlıklı toplumların geleceği hamilelik ve doğumun büyüsünde gizlidir.

 

Mart 2012-03-07

Dr.Hakan Çoker

www.dogumakademisi.com

 

0212 240 5935 - 0531 258 5198 (10.00 -18.00)

Valikonağı Cad. Sezai Selek Sok. Nevide Apt. No:22/4 Nişantaşı / İstanbul

İLETİŞİM FORMU

© 2013-2017 İstanbul Doğum Akademisi Tüm Hakları Saklıdır.
Ceviz Bilişim