Aktif Doğum'un mucidi Janet Balaskas ile röportaj Tüm Haberler
Aktif Doğum'un mucidi Janet Balaskas ile röportaj

Janet Balaskas da bunlardan biri. Yazar, doğuma hazırlık eğitmeni ve 70’li yıllarda İngiliz kadınlarını doğumda hareket serbestisini geri kazanmak için sokağa döken “Aktif Doğum” hareketinin mucidi... Geçen hafta bir dizi seminer için Türkiye’ye gelen Janet ile 3 günlük aktif doğum eğitiminden yorgun argın çıktığı sırada konuştum...

Sen senelerdir insanları doğum alanında eğitmeye, bilinçlendirmeye çalışıyorsun... Neden bu kadar çok uğraşıyorsun? Nasıl doğum yaptığımız neden önemli ki?

Bebekler kolaylıkla, sevinçle doğmalı; anneler de onları memnuniyetle, heyecanla karşılamalılar. Doğumun kendisi aslında böyle bir şeydir ve doğum kendi haline bırakılırsa doğal işleyiş ve hormonlar zaten bunun için çalışır… Aksi halde; aşırı medikalleşen doğumlarda doğanın bütün avantajları yok olur.

 

Bebekler doğduklarında algıları açık mıdır; nasıl bir ortama geldikleri onlar için fark etmez mi?

Algılar daha anne karnındayken çalışmaya başlarlar. Bebek rahimdeyken sesleri tanır, annesinin duygularını hisseder. Doğduklarında yüzlerindeki ifadeyi görebilirsiniz; annesini tanır, ona gülümser. Özellikle de doğum sırasında bu algılama çok yüksektir; doğum sırasında başına gelenleri hayatı boyunca kendinde taşır.

 

Sence doğum ortamı ve şekli bebeğin nasıl bir insan olacağı konusunda belirleyici midir?

Kesinlikle. Bebek eğer güvenli ve sevgi dolu bir ortama doğarsa yaşamaktan mutluluk duyan bir insan olur. Eğer doğumda travmatize olursa, annesinden ayrılırsa bunları da kendinde taşır. İçinde yaşadığımız zamanda çok fazla sayıda insanın yetişkin yaşlarını terapide geçirmesinin travmatik doğum tecrübeleriyle ilgilisi var. Doğumda edindiğimiz izlenimler genetik yapımıza kodlanır...

 

Michel Odent’in “Plastikler Çağında Doğum” isimli kitabında doğurma kabiliyetinin nesiller içinde yok olabileceğinden bahsediyordu... Genlerin işlevsizleşmesi olarak tarif ediyordu bunu... Sence bu gidişle doğurmayı unutur muyuz?

Hormonlar bir kaç nesil boyunca bastırılmaya devam ederse içgüdülerin kaybolma ihtimali olduğu gerçek... Bu içgüdüyü henüz kaybettiğimizi sanmıyorum. Oralarda bir yerde duruyor, sadece onu bulup uyandırmamız lazım. Doğuran kadının ihtiyaçlarına dair yeni bir anlayışa ihtiyaç var.

 

Siz Aktif Doğumun mucidisiniz. Bana bunun prensiplerini anlatır mısınız?

Aktif doğumun mantığı doğum esnasında kadının içgüdüsel hareket edebileceği şekilde rahat bırakmaktır. Bebek aşağı doğru inmeye, rahim bebeği aşağı itmeye çalışırken kadının yatay pozisyona sokmak doğal işleyişe engel olur. Dikey durumda doğum ağrısıyla başa çıkmak kadın için daha kolaydır; yer çekiminin yardımını kullanmak akıllıca.

 

Hamileliğin son üç ayında sırt üstü yatmayı önerir doktorlar. Sıra doğuma gelince nedense sırt üstü yatarız...

Sırt üstü yatarak doğurma pozisyonu anne ya da bebek için dezavantajlı ama medikal personel için faydalı. Bu şekilde doğumu kontrol etmek daha kolay.

 

Peki yüzyıllar boyunca hareket halindeyken nasıl olmuş da kadınlar kendilerini doğum masasında yatar bulmuşlar?

Binlerce yıl, çeşitli kültürlerde kadınlar doğururken hep dik pozisyonlarda durmuşlar. Değişim bundan 300 yıl önce (jinekolojik alet) forsepsin icadıyla başlamış. Forsepsle bebeği çıkarmak için kadının sırt üstü yatması gerekiyor. Bu dönem aynı zamanda ebelerin cadı diye yakıldığı, doktor bile olmayan erkeklerin doğum işine el attığı zamanlar. Doğumun evden hastaneye geçişi de bu zamanda. Sırt üstü yatma ağrılarla baş etmeyi zorlaştırdığı için bunlarla baş etmek maksadıyla kloroform kullanıldı. Bu da ölümleri arttırdı ve dolayısıyla ölüm korkusunu. Şimdilerde ise ölümden korkmasak da acıdan ve rutin müdahalelerden korkuyoruz.

 

Epidural varken neden acıdan korkalım ki?

Epiduraller acıyı engeller ama bunun yanı sıra hormonların doğal salınımını da engeller ki bunlar kadını anneliğe hazırlarlar; anne bebek bağlanmasını sağlar. Doğum acısız olabilir ama sonrası için bunu söyleyemeyiz. Çocuğunuz ergenliğe girdiğinde başınıza geleceklerden epiduralla korunamazsınız. Doğum sırasında deneyimleyeceğiniz rahatsızlık, acı annelik yolculuğunun sadece başıdır. Vücut kimyamız kendi haline bırakıldığında acıyla baş etme yollarını bize sunar.

 

İngiltere’de kadınlar doğumda aktif olabilmek için sokak gösterileri yaptılar ve bunu tıp dünyasına kabul ettirdiler. Türkiye’de bu değişimin gerçekleşmesi için yol nedir? Kadınların bedenlerine, tıbbın doğaya 

güvenmesinin; müdahalesiz doğumun geri gelmesinin yolu?

Bence bu değişim burada da başladı. Çeşmedeki doğuma hazırlık eğiticileri kongresinde bunu konuştuk... Bu konuya gönül veren doktorlar, ebeler var. Burada yaptığım iki atölye çalışmasında kadınların değişime hazır olduğunu gördüm. Bu konuda çok heyecanlılar. Onlar bunu değiştirecek. Bu çok yavaş bir değişim. İngiltere’de olan da buydu Michel Odent gibi insanlar gelip hamile kadınları eğittiler. Hamile kadınlar doğum dünyasını değiştirecekler. Doğal doğuran kadınları gören doktorlar da kadının ve bebeğin ne kadar iyi durumda olduğunu görüp bundan etkilenecekler. Ailelerin neşesi ve memnuniyeti bulaşıcıdır. Bu değişim bütün dünyada başladı... Dünyadaki en yüksek sezaryen oranları Brezilya’da. Ben oradayken büyük bir hareketin başladığını gördüm. Bunu devlet de destekliyor orada.

 

Yakın zamanda bizde de gereksiz yere yapılan sezaryenlerin sayısını düzenlemek adına bir yasa çıkarıldı. Sence, doktorlar, kadınlar bu fikre yabancıyken böyle bir yasanın çıkması mantıklı mı?

Evet; keşke bütün ülkeler bunu yapsa. Sezaryen hayat kurtarma ameliyatıdır bir doğum tercihi değil... Herkesin sezaryenle doğduğu bir dünyanın gelecekte neye benzeyeceğini düşünemiyorum. Sezaryenin bir çok uzun süreli yan etkisi var. Sevme kapasitesinin düşüşü de bunlardan biri. İnsanlar sevme yetisini doğumdaki hormonal fizyoloji yoluyla edinirler; bu eksik olursa ne olacak? Bütün dünya çok garip bir yere doğru gider. İşte bu yüzden kendini bu konuya adayan insanlar var.

 

Sence hiç bir şey yapmadan durmak doktorlar için çok mu zor?

Hem de nasıl. Hiç bir müdahalenin yapılmadığı doğum filmlerini izlemekte bile zorlanıyorlar. Aslına bakarsan Hipokrat yemininin özü budur: Zarara yol açma! Hiç bir şey yapmadan bekle, sessiz ol, güvenli bir ortam yarat, tehlike ya da korku hissi olmasın. Doğumun en önemli prensibinin bu olması gerekir.

 

Not: Janet Balaskas her yıl Aktif Doğum Eğitim Modülleri ve Sertifikasyon için İstanbul Doğum Akademisi ile ortak kurslar düzenlemektedir. Aktif Doğum Sertifikasyon Programı iki ayrı modülden oluşmaktadır. DHEDE eğitimini tamamlayanlar ilk modülü almış kabul edilecektir.

İlk Sertifikasyon programı 2013 yılında tamamlanmış ve 30 eğitmen uluslararası geçerliliğ olan sertifikalarını almışlardır.

0212 240 5935 (10.00 -18.00)

Valikonağı Cad. Sezai Selek Sok. Nevide Apt. No:22/4 Nişantaşı / İstanbul

İLETİŞİM FORMU

FacebookTwitterInstagram
© 2013-2018 İstanbul Doğum Akademisi Tüm Hakları Saklıdır.
Ceviz Bilişim